Boşluk

Soluk benizli ellerim kimi zaman düşünceli olan beynim kimi zaman hüsran dolu gözlerim,
Hayaller kusursuzdur derler kurmayan hep bir isteksizmiş hayata.
Neden yorgun öyleyse bedenim?
Nerde benim gerçekçi sözlerim?
Tırnaklarım 1 yıl olucak ojesiz Nerede benim mavilerim.
Sabah kalktığımda beklentisiz, sırf nefes aldığım için bile sonsuz olan gülüşlerim.
Bence kusuru olan hayal kuramayanlar değildi en büyük kusur bence pembe bulamaçlı hayallerin ta kendisi.
Herkez kendine göre haklıydı, bense hep başkasına göre hakları bölüştürdüm yolun sonunda bana kalansa sadece kendim için ayırdığım kısımdı herkez kendine büyük çoğunluğu eklemiş zaten benim verdiklerimlede kaf dağına uzanmıştı inatları. Artık atlasan uçurumdan ikna olmazdı karakterleri, kendilerininde birazcık haksız olduklarına. Bir süre denedim hayal kurmayı süsledim tırnaklarımı, uzunca bir zaman renklerle,
sonra fark ettim ki gerçek hayatta sürmeyi unutmuşum, gerçekleri görmeseydim yeterince tatmin ediciydi hayaller, oysa gerçekler zaten gözlerin görmesi içindi..

Sondan 16 Önceki

Sessizlik çöktü dileme yağmurun sesi kulaklarımı kalbimin sesi odayı doldururkend buldum kendimi. Gözlerim elim bir diğer elimin bileğini istemsizce sıkarken yakaladı.
Kafamdan hiç bir düşünce geçmiyordu ıssızlar şehrindeki kalbim bir takım seslerden ürkerek ayağa kalktı sese doğru bir adım attı ikinci adımının ona cehennemi getirebilceğinin farkında olduğu halde ayaklarını alevlere uzatmaya devam etti.
Oysa kararlarım ve prensiplerim tehlikelere karşı her zaman bir ip germişti önüme peki neden di korkmamın sebebi? Bi ihtimal ipmi inceydi?
hayır o ipi yıllar süren bir kararlılıkla güclendiren kişi benden başkası değildi,
Üçüncü adımı atmayı dakikayı sayan yelkovandan daha da yavaş yapacağımı bu ıssız şehirde ki havanın kararmasından anlamıştım.
Geç de olsa attığım üçüncü adım kulaklarımı patlatıcak kadar kalbimin hızlanmasına neden oldu gökyüzünden yağan şey artık yağmur değil kandı,
Kendi o mutsuz dünyamda dışarıda kalan tüm evleri mutluyken görürdüm oysa şuan kirpiklerime bulaşan kan o mutlu evlerin pencerelerine bulaşmış, camdan bakan aileler korkuya kapılmıştı.
Belki üçüncü adımdan gerekli dersleri çıkarıp geriye doğru yürümeliydim ancak dördüncü adım beklediğimden hızlı oldu ve bedenim kırmızı ile kaplıyken karşımda o belirdi belki gerçek bile değildi ama olmasını diliyor olabilirmiydim çünkü içimde çok derinler de bunu isteyen bir taraf vardı ama bunu asla kabullenmemiştim,
Elini uzattı tutmam için ya tuttuğumda yağan yağmur siyah dan başka bir renge dönüşmezse diye korkuyordum. Ve haklı olduğumun kanıtlanmaması için o eli asla tutmazdım biliyorum. Israrı bir bedenin ateşler içinde yanarken buz dolu küvete bıraktığın halde 40 derecede yanma konusunda ki inatçılığı gibiydi.
Eli havada gözü ise kaşımda yanaklarımda sanki ezberlemek istiyor gibi beni gözlerine hapsetti,
Elini tutmayacağımı anlayan eli inecek gibi olurken ağaçların yapraklarından ayrılırkenki şaşkınlığımı ifadesiz yüzümün bile ufak bir belirti gösterebileceği şekilde yaşadım.
Eli yanağıma değdiği an sanki cennetin ağaçları cehennemin alevindeydi ve ben ne alev olduğumdan emindim nede ağaç, belki 2 kıtanında bekçisi olabilirdim ama dram yüklü bir aşkın başkahramanı olmak toprak ve suyun birleştiği anda çamur olmaması kadar imkansızdı. Benim ellerime oranla oldukça büyük olan eli yanağımda gezinirken istemsizce kapanan gözlerime hakim olamadığımda engelleyemediğim tek şeyin bu olmadığını ikimiz arasında kalan kalbimin sesi kanıtlamıştı.
Tanrı şeytanın inini cennete saklamıştı o bende bir yerlerde zaten hep vardı.
İyilik olmadan kötülük diye bir kavram var olmazdı öyleki cehennemin varlığı için cennet şarttı.
Cennet kaçınılmaza gitmek zorunda olandı ona kollarını açmalı ateşinde yanmalı ve cehenneme cennetin soğuk suları akmalıydı,
İçimde bir yerde onun kötü olduğunu kanıtlayan hücreler vardı ama sanki melek şeytanın kollarında uyumalıydı, onu sarmalı kokusunu alıp cehenneme can suyu olmalıydı.
Elini indirdiğinde mezarlığın içersinde esen rüzgar gibi asil, ruhen zengin, bir okadarda ürpertici nefesi tenime çarpıp tekrar ona geri döndü istemiyordum, nefesi bende elleri tenimde, kalbi kırık cam taneleri gibi ruhuma saplanıp orada geriye kalan geleceği yaşamalıydı. İstemiyordum toprağın günahkar bir bedeni tabiatına almayı istememesi gibi bende gitmesini istemiyordum.
Bir çok şeyi istemeye istemeye yapardı insanlar,
Zaten bu hayatta isteyerek yaptığım tek şey karanlık ve elçileri gelmeden gözlerimi korkuya rehine etmekti.
Korku var oluşsal bir duygu değildi öyle ki hiç bir duygu bir bebekte öylece belirmemişti onu yaşmalı yaşatanı olmalıydı korku, onu öğrendiğim ilk günkü kadar derin olabilirdi şuan.
sustum tıpkı kaldırımdan akan sıvı dolu semte geldiğimde zaten suskun olduğum gibi ancak nedenleri farklıydı şuan karşısında cennette ki yasak olan elmayı yemek istememekti susmamın sebebi,
Oda susuyordu nasıl olurda bir iblisin gözlerinde  üzüntü olurdu hayır bu farklıydı acı çekiyordu şeytan melek ona elveda diyeceğini algıladığı o ilk anda başladı belkide bu hayatta ki ilk insani duygusunu yaşamaya o eli tutmayı o teni koklamayı elleriyle oynamayı istiyordu ona ait olan yanım o yanım ortaya çıktığı anda ondan bile daha kötü olmasından korkuyordum.
Sonsuzluk son durakta hiç gelmeyecek olan arabayı bekleyen bir yolcunun hikayesi gibiydi.
Bahar bir gülün soluşundan daha hızlı solabilirdi mevsimler nasıl olurda bir çiçeğin ömründen daha da kısa olabilirdi. Kısa olan tek şey mevsimler değildi artık cümlelerim kısaydı umursamazlık ve yıkımlarımın verdiği her acı bana cümlelerimi bile feda etmemem gerektiğini öğretmişti.

Sondan 17 Önceki

Ben o kişiydim biliyorum ben küçükken o küçük çiçekleri koparmaya kıyamayan kafasında 2 kulak diye adlandırdığı saçları olan ancak büyükdükten sonra da  çiçeklere kıyamayan aynı kızdım ben çevremde ki şeytanın çemberinden daha 7 yaşlarındayken kurtulmaya çalışan duygu yüklü düşünceleri ve cümleleri olan kızdım hala.
Şeytan her zaman etrafımı çevirmiş ben ise onu her seferinde besmele ile yenmiştim o bana bundan daha fazlasını yapamayacağımı söylesede cürüttüğüm cümlelerini yüzüne fırlatmış kin dolu bir intikama sürüklemiştim onu, o intikamını kafamın boşa çıktığı her vakitte fırsata çevirerek bana ufak günahlar fısıldıyordu bense daha fark etmeden çekici gelen bu fısıltıları kimi zaman yapıyor kimi zaman papucunu ters giydirmek deyiminin gerçekliğini kanıtlıyordum. Onun benimle uğraşmayı bırakmamaya kafaya taktığını anladığımda çok geç bir yaşda sayılmazdım o yüzden savaş duvarlarım herzaman için güncel ve sağlamlaştırılmıştı önceden önlem almaya bayılırdım benim önlemimin gücü öyle büyüktü ki şüphem yoktu düşmanın bana erişemeyeceği konusunda duvarım beni çevrelemiş uzunluğu düşmanın boyunu yüzlerce metre geçmiş fısıltılarını duyamayacağım kadar kalın duvarlar çoktan örülmüştü. İmkanı yoktu beni bulmasına bana fıldamasına beni ürpertmesine. Herşeyin yolunda olduğunu düşündüğüm bir günün sonunda işittiğim bir fısıltı az kalsın büyük emeklerle ördüğüm duvarlarımı yıkıcak şekilde kulağımda yankılanmıştı duyduğum ses ile birlikle gözlerim kapanmış ruhum sarsılmış istemsizce kapalı göz kapaklarımdan yaşlar dışarı taşmıştı,Ses dışarıdan değildi ses duvarların ardında ki iblislerin değildi bu sesi tanımıyordum bu sesin sahibini göremiyordum bu sesin sadece korkusunu hissedebiliyor ruhuma dokunmaması için kolllarımı birbirine sarmak ile yetiniyordum, Ölüm gibi kokan bir kokusu çürük bir meyveye benzeyen hissiyatı vardı bu o değildi küçüklüğümün ve geleceğimin sıkıntılı varoluşu değildi düşman tanıdık değil ve hakkında hiç bir zaafı bilinmiyordu. Düşman hiç bu kadar korkutucu ve kasvet ile doğmamıştı hayatıma, gökyüzü bulutların ardında ki güneşi saklıyor duvarların ardında ki şeytanlar cehennem çukuruna kaçıyor yaşadıkları korkuyu adlandıracak duygunun tanımını fısıldamaya çalışıyorlardı birbirlerine duvarların ardında da kimse kalmamış şeytanlar dahi benim şeytanımdan korkmuş cehennemin kızgın sularına atlamışlardı. Peki benim şeytanım kimdi? Kimdi duvarlarımın içerisine sızan? Sızan şeyin bir ismi bir lakabı varmıydı sesi vardı ama kendisi nereye gizlenmişti.? Kendi acılarım doğacak olan acılarımın ebeveynleriydi peki ya doğacak olan acılarımı zaten var olan mutluluklarım  ile tartıp galip gelemezmiydim. Galip gelsem bile geçmiş gelecekteki aynaydı ya o aynayı kıracaktım yada her gün o aynanın karşısında geleceğime hazırlanıcaktım aslında aynayı kırmaya çokça kere yeltendim ama bir ihtimalde olsa etrafa dağılan parçalarda anılarım ya çoklu ekran olarak oynarsa diye vazgeçmiştim. İçeride ki ses susmamış artık duvarların içeriside güvenli olmadığından tüm sevdiklerim kendini duvarların dışına atmış beni korkularına satmışlar üzerime kilit atmışlardı bu yolda yanımda ben ve ben vardım. Hayat kitaplarda okunanlar türkülerde söylenenlerden ibaret değildi hayat aynaya baktığımızda sadece kendini gösterir keskin dili bilenmiş anılarımı tazelerdi. Düşünmek koşmaktan daha yorucuydu patlamak üzere olan beynim kopmak üzere olan ayaklarımı dahi unutturmuştu. Elbette ki koşuyordum düşmanımı tanıyıp zaafını bulana kadar kazanmak istiyorsam düşmanımdan korkmamam gerektiğini algılayana kadar vücudum koşacaktım ancak sanki sesten kaçarken sese koşuyor yerini tespit etmeye çalışırken kendimibaşım dönmüş gibi hissediyordum adete ses sanki megofonla sokak aralarının hepsine yerleştirilmiş gibiydi.

Sondan 18 Önceki

Ağlamak da çare değil artık susmanın olmadığı gibi bazense tek çare kalp kırmak olur oysa sonrasında yine sızlayan senin vicdanın belki bataklıktır dersin şuan yaşadığın boşluk belki yüksekten aniden düşme hissi,
sadece huzursuzsundur ne bir ad takabilirsin tam anlamıyla nede boşverebilirsin yaşadıklarını ya yıldızların  hayali pullarında yıkanacaksın yada cennetin serin sularında, ya yolun sağından devam edeceksin yada yolun zaten bulunduğun kısmından ama nereden devam edersen et hiç bir şekilde ruhundaki ölen kısımları canlandıracak bir mucize olmayacak gibi geliyor.
Ölmek güzel bir eylemdir ölmek kokusu olmayan bir çiçek gibidir ne hoşuna gider  kokusuz oluşu nede vazgeçebilirsin güzelliğinden bu gün seri akan arabalara bıraktım ruhumu ama Azraili dahi küstürmüştüm, benimle değildi. soğuğun ve gecenin karanlığına bıraktım kendimi ama gecenin şerri de yoktu ya herkez benden en yakınlarım gibi nefret ediyordu ya da beni gerçerten seven Allah benimleydi sadece onun sevgisinden şüphem yoktu sadece onun çıkar beklemediğini biliyordum.
Aşk yürekleri ağza getirirmiş ben hiç aşık olmadım gerekte yok zaten aşk gördüklerim kadarıyla böylesine iğrenç birşeyse ne hevesim nede takatim var onun uğruna uğra savaş vermeye ben çok yorgun hissediyorum kimseyi istemiyorum yanımda kimse alo demesin yalandan hal hatırlarını duymak istemiyorum içlerine fesat karışmış dedikodularına alet olmak yüreklerini bir birlerine verdikleri gazla doldurmak istemiyorum ben hiç bir zaman bu saydıklarımı olmak istemedim ama bir çok iteleme mecburiyet ortama zorla katmaya çalışmaları beni böyle bir insan yaptı şuan olduğum insandan nefret ediyorum şuan sonrasında pişman olacağım ama öncesinde yinede haklı olduğum herşeyden nefret ediyorum, bir çıkmazdayım sorun sadece Azraille buluşunca çözülecek biliyorum ama ne adresini biliyorum nede konum gönderebiliyorum belkide sadece unutulmuşumdur belki hatırlatması gereken benimdir varlığımı ve yeterince var olduğumu.

Çare kendinde

Sessizlik çöktü dileme yağmurun sesi kulaklarımı kalbimin sesi odayı doldururken buldum kendimi. Kafamdan hiç bir düşünce geçmiyordu ıssızlar şehrindeki kalbim bir takım seslerden ürkerek ayağa kalktı sese doğru bir adım attı ikinci adımının ona cehennemi getirebilceğinin farkında olduğu halde ayaklarını alevlere uzatmaya devam etti.Oysa kararlarım ve prensiplerim tehlikelere karşı her zaman bir ip germişti önüme peki neden di korkmamın sebebi? Bi ihtimal ipmi inceydi?hayır o ipi yıllar süren bir kararlılıkla güclendiren kişi benden başkası değildi,Üçüncü adımı atmayı dakikayı sayan yelkovandan daha da yavaş yapacağımı bu ıssız şehirde ki havanın kararmasından anlamıştım.Geç de olsa attığım üçüncü adım kulaklarımı patlatıcak kadar kalbimin hızlanmasına neden oldu gökyüzünden yağan şey artık yağmur değil kandı,Kendi o mutsuz dünyamda dışarıda kalan tüm evleri mutluyken görürdüm oysa şuan kirpiklerime bulaşan kan o mutlu evlerin pencerelerine bulaşmış, camdan bakan aileler korkuya kapılmıştı.Belki üçüncü adımdan gerekli dersleri çıkarıp geriye doğru yürümeliydim ancak dördüncü adım beklediğimden hızlı oldu ve bedenim kırmızı ile kaplıyken karşımda o belirdi belki gerçek bile değildi ama olmasını diliyor olabilirmiydim çünkü içimde çok derinler de bunu isteyen bir taraf vardı ama bunu asla kabullenmemiştim,Elini uzattı tutmam için ya tuttuğumda yağan yağmur siyah dan başka bir renge dönüşmezse diye korkuyordum. Ve haklı olduğumun kanıtlanmaması için o eli asla tutmazdım biliyorum. Israrı bir bedenin ateşler içinde yanarken buz dolu küvete bıraktığın halde 40 derecede yanma konusunda ki inatçılığı gibiydi.Eli havada gözü ise kaşımda yanaklarımda sanki ezberlemek istiyor gibi beni gözlerine hapsetti,Elini tutmayacağımı anlayan eli inecek gibi olurken ağaçların yapraklarından ayrılırkenki şaşkınlığımı ifadesiz yüzümün bile ufak bir belirti gösterebileceği şekilde yaşadım.Eli yanağıma değdiği an sanki cennetin ağaçları cehennemin alevindeydi ve ben ne alev olduğumdan emindim nede ağaç, belki 2 kıtanında bekçisi olabilirdim ama dram yüklü bir aşkın başkahramanı olmak toprak ve suyun birleştiği anda çamur olmaması kadar imkansızdı. Benim ellerime oranla oldukça büyük olan eli yanağımda gezinirken istemsizce kapanan gözlerime hakim olamadığımda engelleyemediğim tek şeyin bu olmadığını ikimiz arasında kalan kalbimin sesi kanıtlamıştı.Tanrı şeytanın inini cennete saklamıştı o bende bir yerlerde zaten hep vardı.İyilik olmadan kötülük diye bir kavram var olmazdı öyleki cehennemin varlığı için cennet şarttı.Cennet kaçınılmaza gitmek zorunda olandı ona kollarını açmalı ateşinde yanmalı ve cehenneme cennetin soğuk suları akmalıydı,İçimde bir yerde onun kötü olduğunu kanıtlayan hücreler vardı ama sanki melek şeytanın kollarında uyumalıydı, onu sarmalı kokusunu alıp cehenneme can suyu olmalıydı.Elini indirdiğinde mezarlığın içersinde esen rüzgar gibi asil, ruhen zengin, bir okadarda ürpertici nefesi tenime çarpıp tekrar ona geri döndü istemiyordum, nefesi bende elleri tenimde, kalbi kırık cam taneleri gibi ruhuma saplanıp orada geriye kalan geleceği yaşamalıydı. İstemiyordum toprağın günahkar bir bedeni tabiatına almayı istememesi gibi bende gitmesini istemiyordum.Bir çok şeyi istemeye istemeye yapardı insanlar,Zaten bu hayatta isteyerek yaptığım tek şey karanlık ve elçileri gelmeden gözlerimi korkuya rehine etmekti.Korku var oluşsal bir duygu değildi öyle ki hiç bir duygu bir bebekte öylece belirmemişti onu yaşmalı yaşatanı olmalıydı korku, onu öğrendiğim ilk günkü kadar derin olabilirdi şuan.sustum tıpkı kaldırımdan akan sıvı dolu semte geldiğimde zaten suskun olduğum gibi ancak nedenleri farklıydı şuan karşısında cennette ki yasak olan elmayı yemek istememekti susmamın sebebi,Oda susuyordu nasıl olurda bir iblisin gözlerinde  üzüntü olurdu hayır bu farklıydı acı çekiyordu şeytan melek ona elveda diyeceğini algıladığı o ilk anda başladı belkide bu hayatta ki ilk insani duygusunu yaşamaya o eli tutmayı o teni koklamayı elleriyle oynamayı istiyordu ona ait olan yanım o yanım ortaya çıktığı anda ondan bile daha kötü olmasından korkuyordum. Sonsuzluk son durakta hiç gelmeyecek olan arabayı bekleyen bir yolcunun hikayesi gibiydi. Bahar bir gülün soluşundan daha hızlı solabilirdi mevsimler nasıl olurda bir çiçeğin ömründen daha da kısa olabilirdi. Kısa olan tek şey mevsimler değildi artık cümlelerim kısaydı umursamazlık ve yıkımlarımın verdiği her acı bana cümlelerimi bile feda etmemem gerektiğini öğretmişti.

Sondan 19 önce ki mırıldanış

Parmakları mürekkebe değenlerin şimdi elleri telefon tutuyor belki daha nostaljik eskiler ama duygu duygudur işte ha ekrana kitlemişsin gözlerini ha sayfalara,
Pişman değilim yaşadığım hiçbir andan ama hep bir eksiklikte vardı,
İşte hayatta kurduğumuz ” ama” kelimeleri yok oluşumuz  adına bahanelere yol açan bir kelimeydi.
Ama kelimesi öyle bir kelimeydi ki baştan sona kadar bir hayat hikayesini noktasız ve virgülsüz yazılmasını bile sağlayabilirdi.
Hikayeler bazen çok kusursuz bazen de asılsızdı,
Ama benim hikayeme ben bile inanamazken başkaları nasıl yalan demezdiki bende ki tek sorun bendim bende ki bir diğer sorun ise kendimi sorun gibi görmemdi,
Fedakarlık gerekliydi herşeye evet de o herşey içinde var olamayan bir ben sıkıyordu canımı.
Bağırmak rahatlatırdı elbet ama kalbini acıtmaktansa bir başkasının, ağlayarak kendi canımızı yakmak daha kolaydı..
Susmakda  bir eylemdir  der çoğu kişi ama hiç zannetmiyorum sıkıntılarımın bu eylem ile kilo verdiğini,
Şimdi saliselerin varlığından bir haber Dakikalara bakar olduk oysa saliseler sayesinde vardı saniyeler ve ardından dakikalar.
Öyleyse her yolun sonundan önce o yolun bir başıda vardı ve bir başlangıç olmadan  son zayıf bir ihtimaldi.

Sondan 20 önce ki mırıldanış

Ölüm çok güzel kokuyordu beni o yollara itenler çok vicdansızdı.
Sevdiğim bir kaç insan dan biri vardı ki benim kalbimi yakıyor dağlıyor tekrar yaralar açıyordu.
Ben ona ne yapmıştım gözümde ki yaştan ellerime bulaşan mürekkebe kadar haklıydım ama bunu söyleyemiyordum çünkü ses tonları onları haklı çıkarmaya yeticek kadar yüksekti. Kalabalık bir caddede yüzlerce insanın arasında ne hissediyorsanız onu hissediyordum o an oradaydım ama kimse beni tanımıyordu buda bir takım hisleri beraberinde getiriyordu.
Geçmiş zaman ekinden gelecek zaman ekine kadar hatalıydım çünkü bana konuşma hakkı tanınmamıştı benim daha başlarda söylediğim tek bir cümle bile onların sinirini bozup beni bastırmaya çalışmakla devam ediyordu.
Sözde seviyorlardı ama öldürmeyede çalışır gibi bir halleri olduğu kesindi.
Sözde susuyorum ama içim bağırıyor bunuda duyan bir kişi vardı biliyordum.
Zaman diye bir kavram ve onu temsil eden kol sattleri vardı zaman bir çok şeye ilaçken bir çoğunun da yok oluşuydu. Ve çoğu insan yok oluş vaktinin gelmesini kollarında taşıdıkları saatten takip ediyordu. Güzel kokuyordu işte kanın metalik kokusu, toprağın yağmurla buluşması, bir çam ağacı bir de kış çok güzel kokuyordu ama ölüm Azrail eşlik ettiği zaman kokukaların en güzeliydi çünkü o bir melekti mecazi anlamla alakası olmayan gerçeğin ta kendisiydi..

Okumadan Geç

Belki susuyorumdur ama konuştumun çığlık attığımın farkında bedenim,
Film izler gibiyim geçmişi ve anı izlerken ama sanki yorgun düşüp uyuya da kalabilecek gibiyim,
Belki zorluyor gözlerimi damlalar ama bu sefer ağlamıycağımı da biliyor fikirlerim.
Yatar vaziyette öylece kulağıma doğru süzülen bir  damla çırpınışdan başka bir şey değil benden giden şuan.
Seviyorsak seviyor, mutluysak mutlu, heycanlıysak heyecanlıyız ve üzgünsemde üzgünüm işte geçicek biliyorum.
Saçımda 15 li yaşlarda çıkan 1 tel beyazı umursamamak normal ama daha yirmimde 10 tel beyazlık onada okeyim ama cümlelere dökecek kadar da oturmuş içime,
Sol yanımda çarpan kalbim sağ tarafımın Boşluğuna ego kasıyor gibi ama beynim bitkin ve bitmek üzere öyleyse, çırpınan kalbim.
Sonbahar gelir kışda öyle evet ama sanki ilkbahar gelmek istemiyor gibi inancıda zaten kışın soğunu yok etmeye gücünün yetmeyeceği yönünde.
Tebessüm ne güzel kelimeydi öyle sanki biri gıdıklasa kahkaha atıcak biri yumruklasa karanlığa yuvarlanıp solucak uçucak gibi,
Boşver okumadanda geçsen olur satırların sonu bir hiç, bir boşluk bu bendeki ve daha kendimde çözemeden yutup gidicek beni.

Zor Değil Sensizlik ama Tanısaydım Seni İmkansız Olurdu Biliyorum.

Gözlerim diyorum İstanbul!
gözlerim onu arıyor, bahar kokusuda geldi kış rüzgarını delerek ama sen bir onu getirmedin bana,
menekşemi papatyamı gülmü kokuyor saçları?

söylesene! teni miskin, sesi aşık, gözleri de beni arıyormu?
Sahi daha kaç kadını ben zannediyor gözleri, kaçıncıya tutması ellerinin bir başka elleri, kaç defa aldatdı beni farkına varmadan bedeni?

Doğrusu görmedik hiç birbirimizi ama ben bir kere bile sevseydim senden başka birini, inan affı olmazdı aklımın kendi yüreğini. Ayakların hangi asfalta değdi bu gün semtin nedir söyle.
Kokusu daha henüz esmemiş adam söyle ihtimalleri arttırayım, yıllar bizi bizden etmeden biz yıllara savaşalım.

Savaşmak kötüdür evet ama senin uğruna olan herşey bir çok kayıpdan daha efsane daha tutkulu, dahasıda ne biliyormusun ellerinin elimde bıraktığı heyacanı tatmadan gitmek bu Dünyadan.
Gözlerinin gözlerime düşen kirpiklerinde gölgelenmemek koyar bana. Kokusu Daha Esmemiş Adam Bul Beni.

Hayattan tek beklentim değilsin ama olsan iyi olurdu.

Zaman benim için önemli senin için nedir bilmem ama bana seni getirir ilerde belki yıllar sonra. çiçeklerin tek günahı sarılması toprağa oysa bilmiyor ki toprak belki onuda alıcak içine yıllar sonra. Güneş ne doğarken mutlu ne de batarken o seni bana gösteren yolları aydınlatana kadar kasvet dolu sarı bir çiçek. Oysa ne sözlerinin hayali ne gözlerinin emsali hiçbirini çizemedim hayalimde, bana yakın olacağın hiç bir mekana giremedim. Karanlığı korkunç bulmadığım tek yer senin olduğun yerdir belki ama sense benim olmadığım her mekanda hangi geceyi ışıldatıyorsun bilmiyorum, ben karanlıkta düşüp aklımı yitirmeden gel yanıma.
soluklanmak için durduğun o durakta belki hemen yanında ki blokta belki yan yana geçen otobüslerin içinden değdi gözlerimiz birbirine ama ne ben seni görebildim karanlığa alışmış gözlerimle ışığa bakınca kısılan gözlerimden ne de sen beni bulabildin dipsiz karanlığımın dibine varamadığından. Sözlerin bir önemi yoktu bir gülümseme, bir bakış, çıkmış olsaydın bir kez karşıma unutmanın mümkün olduğunu zannetmiyorum kirpiklerimin yüzüne düşen gölgesini, unutucağını düşünmüyorum gözlerine takılı kalıcak gözlerimi.